27 Şubat 2008 Çarşamba
26 Şubat 2008 Salı
here we go again
britni spiırs şarkısı gibi oldu... :) hiır vi go egen :)
ama yine gidiyoruz işte sevgili günlük, barınaklar ve sığınaklar, ateş edenler ve vurulanlar.
hayat savaş alanıysa bosna hersek'in yaralı çocuklarıyız biz uniceften takma kol bekleyen.
unicef demişken bu yaz katılmaya çalısıcam sevgili günlük.
kenyanın akın eli değmemiş topraklarında yanımda 300 cl kinin ve zenci ( pardon colored ps. politically correct olalm deği mi sevgili pek sık yazılmayan günlük?) rehberimle beraber dolaşmak. hem kilo da veririm iyi olur hoş olur...
ilkokulu geçti şimdiden bu üniversite denen olay.
nebçim bi olaymış yaws cidden bab ya.
ama yine gidiyoruz işte sevgili günlük, barınaklar ve sığınaklar, ateş edenler ve vurulanlar.
hayat savaş alanıysa bosna hersek'in yaralı çocuklarıyız biz uniceften takma kol bekleyen.
unicef demişken bu yaz katılmaya çalısıcam sevgili günlük.
kenyanın akın eli değmemiş topraklarında yanımda 300 cl kinin ve zenci ( pardon colored ps. politically correct olalm deği mi sevgili pek sık yazılmayan günlük?) rehberimle beraber dolaşmak. hem kilo da veririm iyi olur hoş olur...
ilkokulu geçti şimdiden bu üniversite denen olay.
nebçim bi olaymış yaws cidden bab ya.
23 Şubat 2008 Cumartesi
22 Şubat 2008 Cuma
sevgilime iftira
dudaklarından kalkarken boynun kurcalar beni
bir yanımı kara çıbanlara saldılar,ıslak
bir yanım hiç ayrılmamıştır,gümeçlerde saklıdır
ondan ki nefret içinde omzunu okşuyorum
ama bana şimdi gerçekten zor gelen şey
bir grevin çocuklara kazınmış izlerini hatırlamak
sözlerimi etime bastırıyorum
içimde çalılıkları yaran bir postalın tortusu
benim bu sası karanlığa zorla,zorlayarak
tutuşmuş bir gül sıkıştırmak boynumun borcu
yeter ki
sağlam senetler verilmiş sanılırken aşkı karartmak için
sen bir daha beni saçlarınla sıyır
ağdalanmış sevincimi hışırdat,bunu yapabilirsin
çünkü bütün bankalar,silah fabrikaları
her gün bacaklarımıza sırnaşan kara köpük
senin sessiz gururunda homurdanan tufanı
hesabetmiş değil
bilmemişler hıncımın yaban otlar suladığını
çalakalem sevebilmek elimden gelmiyor
belki evet
onların mühürlerini kımıldatan barut dumanlarını
solumaktan biraz çopurlanmıştır sesim
senin göğsünü ağartırken yıpranılacak elbet
bakışlar tozlanacak dolukmuş sofalardan
ezikliğin şehveti yayılınca
taptaze yaşlanmayı da öğrenmem gerekecek
iştedir yalanı seyreltiyor uykusuzluklar
aklımın köşesinden atlılar geçiyor
değil mi ki beni şımartan gökyüzüdür
ve ben o tanyerlerinin sulbünden gelmekteyim
hiç bir dostumu kalebent saymam parmaklıkların ardında
kan değildir dostlarımın çakrışına bulaşan
kan değil,mürekkep lekesi ben bilirim
çünkü birgün gerçekten kan aktığında
ölüm çiçeklerin yırtıcı dülgerliği sanılacaktır
karaysam şimdi öfkenin payı vardır karanlığımda
aşktandır titrediğim eğer ki titriyorsam
sözlerim öcalan ağza misvak,iyice anlaşılsın
bu dağlanmış toprağa süzülen ayaklarımdan
keşke kan olsa
o zaman
senin çardağına çıkarken
karıştırırken şarapla kendimi sana
varsın gün geçtikçe herşeyde biraz kahır
biraz bakır çalığı olsun lokmamızda
bana soru sor artık
beni kurtarma,konuştur
beni yaz geceleri patlayan sağnaklara bağışla
bir yanımı kara çıbanlara saldılar,ıslak
bir yanım hiç ayrılmamıştır,gümeçlerde saklıdır
ondan ki nefret içinde omzunu okşuyorum
ama bana şimdi gerçekten zor gelen şey
bir grevin çocuklara kazınmış izlerini hatırlamak
sözlerimi etime bastırıyorum
içimde çalılıkları yaran bir postalın tortusu
benim bu sası karanlığa zorla,zorlayarak
tutuşmuş bir gül sıkıştırmak boynumun borcu
yeter ki
sağlam senetler verilmiş sanılırken aşkı karartmak için
sen bir daha beni saçlarınla sıyır
ağdalanmış sevincimi hışırdat,bunu yapabilirsin
çünkü bütün bankalar,silah fabrikaları
her gün bacaklarımıza sırnaşan kara köpük
senin sessiz gururunda homurdanan tufanı
hesabetmiş değil
bilmemişler hıncımın yaban otlar suladığını
çalakalem sevebilmek elimden gelmiyor
belki evet
onların mühürlerini kımıldatan barut dumanlarını
solumaktan biraz çopurlanmıştır sesim
senin göğsünü ağartırken yıpranılacak elbet
bakışlar tozlanacak dolukmuş sofalardan
ezikliğin şehveti yayılınca
taptaze yaşlanmayı da öğrenmem gerekecek
iştedir yalanı seyreltiyor uykusuzluklar
aklımın köşesinden atlılar geçiyor
değil mi ki beni şımartan gökyüzüdür
ve ben o tanyerlerinin sulbünden gelmekteyim
hiç bir dostumu kalebent saymam parmaklıkların ardında
kan değildir dostlarımın çakrışına bulaşan
kan değil,mürekkep lekesi ben bilirim
çünkü birgün gerçekten kan aktığında
ölüm çiçeklerin yırtıcı dülgerliği sanılacaktır
karaysam şimdi öfkenin payı vardır karanlığımda
aşktandır titrediğim eğer ki titriyorsam
sözlerim öcalan ağza misvak,iyice anlaşılsın
bu dağlanmış toprağa süzülen ayaklarımdan
keşke kan olsa
o zaman
senin çardağına çıkarken
karıştırırken şarapla kendimi sana
varsın gün geçtikçe herşeyde biraz kahır
biraz bakır çalığı olsun lokmamızda
bana soru sor artık
beni kurtarma,konuştur
beni yaz geceleri patlayan sağnaklara bağışla
20 Şubat 2008 Çarşamba
ilginç bi yazı...


The opportunistic challenges a leader faces is rooted in the nature of self confidence. The mass movement does not only depend on a leader, in this case specifically a rhetor, it depends much more so on an equal relationship between A (the leader) and B (the individual) within, or part of, the mass movement. For a movement to progress, i.e. become successful by reaching its developed goals, it must move forward as part of a process of self realization.
It is the rhetor's duty to propose such thoughts of the self, induce feelings of self confidence, and in turn lead the masses. If the rhetor fails to do so the first step in the process of the leading the masses is left out and therefore a change will not be able to take place, producing a one sided relationship between A and B.
The interest in partaking in a mass movement is both a selfish and selfless choice. The body itself may lose individually among a crowd, but the mind indulges in its own mass movement of thinking - not like the others within the mass movement, but in perfect harmony with them.
Eric Hoffer states, "A man is likely to mind his own business when it is worth minding. When it is not, he takes his mind off his own meaningless affairs by minding other people's business. The minding of other people's business expresses itself in gossip, snooping, and meddling, and also in feverish interest in communal, national, and racial affairs. In running away from ourselves we either fall on our neighbor's shoulder or fly at his throat" (14).
One tends to believe that it is the nature of mass movements to become part of one's neighbor's business. It is in fact not true, as that business is now also your own. If one is confident in themselves there is no need for "gossip, snooping, and meddling" as the goals of the movement become much more important than pettiness of social hierarchy. If we choose to run away from our own selves we risk slowing down a mass movement. This is where the line between selfishness and selflessness may become blurred.
the guild 2
fallout tarzı bir oyun perk sistemi falan da var ama oyun bugdan gecılmıyo. yine de oynamaya değer. acaip fazla option ve acaip fazla trade di oydu buydu...
korsanlık hazır ''in'' olmusken bu tur oyunları oynamak gereklı sanırım. her in olan seyi yaptığımız gibi..sürü gibi...
''ship ahoy''
korsanlık hazır ''in'' olmusken bu tur oyunları oynamak gereklı sanırım. her in olan seyi yaptığımız gibi..sürü gibi...
''ship ahoy''
19 Şubat 2008 Salı
4 Şubat 2008 Pazartesi
narcisstic personality disorder
evet bebeğim süpersin sen 3 sene repeat yapmışsın halşa kasıla kasıla dolaşıyosun.
yani anlamıyorum ben mi çok fazla anksiyete sahibiyim diğerlerinin mi kafası iyi.
ALOOO İŞİN UCUNDA RUHU ÖLÜ BİR MEMUR OLMAK VAR!
tamam ölülük iyidir ama ruh ölülüğü?
tamam o da guzeldir ama ya farkındaysan?
amman allahım bebek...amman tanrım...
yani anlamıyorum ben mi çok fazla anksiyete sahibiyim diğerlerinin mi kafası iyi.
ALOOO İŞİN UCUNDA RUHU ÖLÜ BİR MEMUR OLMAK VAR!
tamam ölülük iyidir ama ruh ölülüğü?
tamam o da guzeldir ama ya farkındaysan?
amman allahım bebek...amman tanrım...
meltem
ah be kuzucuk. mahfettin kendini otla b.kla.. anlatamam ki sana zaman o kadar kısa ki. her an her zaman bir şeyler yapmak lazım..
herneyse umarım adam olursun..
herneyse umarım adam olursun..
microlab mc 1800
5 i bi yerde aldım, nam ı diğer 5.1 . ama an7 deki soundstorm efendi lodos oldu rüzgar oldu. ac3filter kullandım bende...
software decode çok yalan be okuyucu. dunyadakı diğer her şey gibi.
nano teknoloji tamamda ya hani antimaddeden üretilen güç? biliyorum aslında var ama saklıyorlar bir yerde.
software decode çok yalan be okuyucu. dunyadakı diğer her şey gibi.
nano teknoloji tamamda ya hani antimaddeden üretilen güç? biliyorum aslında var ama saklıyorlar bir yerde.
finaller finaller finaller...
köprüden geçip sadece 3 dakika diyen çocuğu özledim. yaş olmuş 23 kaç kere fırçalamışımdır acaba dişlerimi. yeterince temiz olup olmadığından emin değilim ne kadar fırçalasamda..
finaller finaller...
sınavsız bir dunya istiyorum sayın okuyucu.
mümkünse bir saksıda mor menekşe olabilirim.
adıma şarkı yazılır be..
ya da devetabanı. havalı bi isim. kimse yemez hem.
hiro nakamura olsam peki? zaman dursa ben bi kaç yıl ara versem?
ah yorgunlukta yorgunluk..
finaller finaller...
sınavsız bir dunya istiyorum sayın okuyucu.
mümkünse bir saksıda mor menekşe olabilirim.
adıma şarkı yazılır be..
ya da devetabanı. havalı bi isim. kimse yemez hem.
hiro nakamura olsam peki? zaman dursa ben bi kaç yıl ara versem?
ah yorgunlukta yorgunluk..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


